fatiherikli

Geçtiğimiz haftasonu Kuzey Ormanları Savunmasının Belgrad Ormanında bir kamp etkinliği vardı. Bu topluluğun etkinliklerini mümkün olduğunca takip etmeye ve katılmaya çalışıyorum, buna da katılabilme fırsatı bulabildim.

Aynı toplulukla yaptığımız 3. kamptı bu ve 3 kamp da sadece çadırları kurup hoş vakit geçirmek için değil, etkinliğin teması üzerine tartışmaların döndüğü ve düşündürücü geçen bir kamplardı.

Kamp alanı İstanbul'un akciğerlerindeydi. Ya da en azından şimdilik akciğerler diyebilirim. Günde 3 paket sigara içen bir şehrin akciğerleri de diyebilirim. Neden mi?

Garip sesler duyuyorum

Kamp alanına varmak için bir eskort araba eşliğinde bir bisiklet konvoyu organize edilmişti. Ancak biz bunun yerine bir önceki gün geceden gitmeye karar verdik. Tırların arasından binbir tehlike atlatarak kamp alanına varabilmiştik. Bu tırlar neyin nesi?

Kamp alanına vardığımızda oldukça yorgundum ve çadırımızı kurup direk uyumayı düşünüyordum. Öyle yaptık. Çadırı kurduk, içine girdim ve başımı uyku tulumuma dayadım. Yorgunluktan at gibi uyuyabilirdim.

Evimde gibiyim. Mutluyum, uyuyorum... Derken gooourrrk diye bir ses. Bir matkap sesi olamazdı çünkü yerleşim alanlarından uzağız. Bu ne ya diyorum içimden. Tam "Mutlu bana bir şeyler oluyor" demeye varmadan ses tekrar başladı. Evet garipten sesler duymuyordum. Gerçekten inşaat sesi geliyordu. Kamp alanımız inşaata yakındı ve bunu geç farkedebilmiştim. Evet, ormandayız. Koca koca makineler gelmiş buraya.

Kim bunlar? Neden buradalar?

Mülksüzleştirme Ağları

Daha iyi bir yaşam alanı için seçtiğimiz yöneticilerimiz vızır vızır çalışıyor. Bir sürü havalimanımız olacak. Köprülerimiz olacak boy boy. Herkesin bir köprüsü olacak. Düşünebiliyor musunuz, herkes kendi avrasya maratonunu düzenleyip herkes kendi boğaz köprüsünda piknik yapacak.

Bu havalimanı ya da köprünün ya da bunlarla ilgili diğer projelerin gerekliliği hakkında bir şeyler söylemek istemiyorum. Bu blog yazısıyla birilerini ikna etme çabasında da değilim. Seçilen insan değiştiğinde manzaranın değişeceğini de hiç zannetmiyorum.

Bir bağlantı paylaşmak istiyorum.

Kocaman yöneticilerle kocaman şirketlerin bağlantılarının toplandığı bir ağ; Mülksüzleştirme Ağları.

Çatla beton!

Şu an saat 1:17 ve hala mahallemden inşaat sesleri geliyor. Huzur bozucu. Belki içindeyken farkedemiyoruz ama gitgide grileşiyoruz. Bir şey izletmek istiyorum.

İz TV'nin Bisiklet Şehri adında harika bir belgeseli var. Belgeselin sonlarında ülkeler arası bisiklet turu yapan biri İstanbul hakkında düşündüklerini anlatıyor.

Bahsettiğim kısım için 33. dakikadan itibaren izleyebilirsiniz.

Vaktiniz varsa belgeselin tamamını izlemenizi tavsiye ederim.

Ne yapacağız?

Bir sonuca ulaşabileceğimizden emin değilim çünkü çöp yapmayı gelişmek olarak algılayan bir toplumda yaşıyoruz.

Eğer çatla beton diyecekseniz bahsettiğim toplulukları takip etmenizi öneriyorum. Aslında biraz somurtkan bir bog yazısı olmuş olsa da kamplar gayet eğlenceli geçiyor. Güzel şeyler oluyor. Birilerine yardım etmeyi seven insanlarla tanışıyorsunuz. Gerçek anlamda yardım etmeyi seven insanlarla;

Engelsiz Pedal

Kamp alanına vardığımızda bizi bekleyen bisikletliler ve biz vardıktan sonra gelecek olan bisikletliler de vardı. Engelsiz Pedal bunlardan biriydi. Kamp bittiğinde onlarla birlikte şehre döndük.

Engelsiz Pedal topluluğunun amacı evlerinden çıkamayan engelli insanların sosyalleşmesini ve doğayla vakit gerçirmesini sağlamak için bir şeyler yapmak. Bir tandem ile engelli insanları kamp alanına getirmek gibi.

Fotoğraf: http://www.deltaadam.com/engelsiz-pedal-keşan-yolcusu/

Muazzam bir his olsa gerek! Kesinlikle incelemenizi tavsiye ediyorum. Hatta ekiplerine katılıp onlar içın eskort (yancı) bile olabilirsiniz.

Blog yazısını okuduğunuz için teşekkür ederim.

Not: Çatla beton söyleminin özünda inşaatla bir alakası yok.

Yazıdan bağlantılar:

comments powered by Disqus